Güncelleme Tarihi: 20 Mart 2022

Gösterim: 465

Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümümüz Tarafından “Pandemi Süreci Ruh Sağlığımızı Nasıl Etkiledi?” Konulu Online Panel Düzenlendi

Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümümüz Tarafından “Pandemi Süreci Ruh Sağlığımızı Nasıl Etkiledi?” Konulu Online Panel Düzenlendi


Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümümüz Hemşirelik Haftası kapsamında “Pandemi Süreci Ruh Sağlığımızı Nasıl Etkiledi?” konulu online panel düzenledi. Moderatörlüğünü Üniversitemiz Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serap Altuntaş’ın yaptığı söyleşiye konuşmacı olarak Başkent Üniversitesi, Hemşirelik Bölümü, Psikiyatri Hemşireliği Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ebru Akgün Çıtak ve Hacettepe Üniversitesi, Hemşirelik Fakültesi, Psikiyatri Hemşireliği Öğr. Üyesi ve Türk Hemşireler Derneği Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Azize Atlı Özbaş katıldı.

Prof. Dr. Serap Altuntaş konuşmasına sağlık çalışanlarına minnetlerini sunarak başladı ve sunum yapacak konuşmacıları tek tek tanıttı. Panelde ilk söz alan isim Prof. Dr. Ebru Akgün Çıtak oldu. Çıtak, “2020 bizim için tamamen Covid-19 sürecini temsil ediyor. 2021’e de böyle girdik.  Covid-19 salgın hastalık sürecinin zorlayıcı yaşam süreci olarak adlandırıyoruz. Hem yetişkinlerin hem de çocukların ruh sağlığı üstünde büyük etkileri vardır. Bu ruhsal etkiler tabi ki kişiler üstünde değişiklik gösterir. Neden zorlayıcıdır? Günlük alışkanlıklarımızı değiştirmek zorunda kaldık, rutinlerin bozulmasıyla stres altında kaldık. Bununla inanç sistemimiz de değişti. Şöyle ki yaşam için gerekli inançlarımızın bazıları dünya güvenli bir yerdir. Dünya adildir. Ben değerliyim ve aklınıza gelebilecek birçok inanç sarsıldı. Hepimizin başına her an her şey gelebilir bunu gördük. Yine pandemi döneminde en önemli adımlardan biri olan hastalığın bulaşmasını önlemek fiziksel sağlığı korumaktır. Ama bildiğimiz üzere pandemide fiziksel sağlığımızı korumak için aldığımız tedbirler ruh sağlığımız üzerinde olumsuz etkiler yarattı. Medyada çok fazla pandemi konusunda gerekli veya gereksiz bilgilerin yayılması psikolojimizi ciddi oranda etkiliyor.” dedi.

“Pandemi hayatımızda ne gibi değişikler yarattı?” sorusunu ise Çıtak, “Sosyal ilişkilerimizin biraz koptuğu ve eğitim konusunda çocukların yaşadığı adapte sorunlar bazılarımız için var olan sağlık problemlerini aksatmalarına neden oldu. Aslında yoğun duygular yaşamamıza sebep oldu. Derin düşünceler kaygı, stres, özlem gibi duygular yoğun yaşandı. Yoğun yaşanan olumsuz duygular daha önce var olmayan psikolojik sorunların ortaya çıkması durumunu bize yaşatabilir. Bir de bu normal bir davranış mı, patolojik bir davranış mı gözlemlemek lazım. Pandemiden dolayı evinden çıkmayan, yalnız yaşayan bir kişinin sürekli elini yıkaması veya sürekli maske takması ruhsal bir rahatsızlık belirtisiyken; bir sağlık çalışanının ellerinin sık sık yıkaması veya sürekli maske takması tedbir davranışıdır ve normaldir. Salgınlarda belirsizlik durumu diğer kötü olaylara karşın daha yoğun yaşanır. Bitecek mi? Düzelecek miyiz? Hastalanacak mıyım? Gibi sorular kişilerde kaygı bozukluğu durumu oluşturabilir. Bu durum gençlerimize de yansır. İş bulabilir miyim? Okulum nasıl bitecek? Gibi zihinlerinde sorular oluşacaktır. Pandemi deyince yoğun yaşanan bir diğer duygu kaygıdır. Korku ve kaygı birbirine karıştırılmaması gereken kavramlardır. Bu süreçte hem korku, hem de kaygı yaşamamızın nedeni bulaşıcı olması, hastalanma ve ölüm korkusunun var olmasıdır.” şeklinde cevaplandırdı.

“Pandemi sürecinde ruh sağlığımızı korumak için ne yapmalı?” sorusu için ise Çıtak, “Medyayı sağlıklı bir şekilde kullanıp en doğru bilgiye ulaşmak şarttır. Koruma yöntemlerini öğrenip uygulamak, sağlığımızı önemseyip onu korumaya çalışmak, duygu ve düşüncelerimizi akıllıca kontrol edip duygu yoğunluğunu minimuma indirmek gereklidir. Kontrol edip edemeyeceğimiz kararları ayırt edip uygulamak gereklidir. Bu süreçte kendimize zaman ayırmalı, sevdiğimiz aktiviteleri şartlara uygun gerçekleştirmeliyiz. Sevdiklerinizle iletişim kurmak, teşekkür etmeyi unutmamak şarttır. Meditasyona zaman ayırmak ve öğrenmek iyi gelebilir. Bunlardan sonra kendinizi hala aynı kaygı korku ve stresin içinde buluyorsunuz bir uzmana danışmayı öneriyorum.” ifadelerini kullandı.

Panelde söz alan diğer isim Dr. Öğr. Üyesi Azize Atlı Özbaş oldu. Özbaş konuşmasına tüm sağlık çalışanlarına teşekkürlerini ileterek ve Hemşirelik Haftası’nı kutlayarak başladı. Özbaş ardından ruh sağlığını koruyabilmek için neler yapılması gerektiğine dair bir sunum yaptı. Özbaş, “Bu zorlu ve sıkıntılı süreçte aşıya patent koyma konusunda şikayetlerimiz var ve sizlerden ‘güneşin patenti olmaz’ kampanyasına bakmalarını rica edeceğim. Ben sağlık çalışanlarımızın üzerinde ilerlemek istiyorum özellikle. Sağlık çalışanlarımızın yetersiz uyku, yetersiz beslenme, uzun çalışması, mesleki tükenmişlik ve sayabileceğimiz birçok etkenle sağlıksız olması hastanın güvensiz kalması demektir. Normal koşullarda da hastanelerimizde stres iş hayatının en olumsuz yönüdür. Artan iş yükü, yorgunluk çaresizlik zorlayıcıdır. Bununla birlikte pandemiden kaynaklı ekipman yetersizliği, kendi sosyal hayatını yaşayamama, aa, ailesini bile görememesi aşırı stres kaynağıdır. Hastalara yararlı olamama korkusu, ihtiyaç duyduğu anda hastanın yanında olamamak ve hemen her gün ölümle yüzleşmek kavramı söz konusu. Hem fiziksel, hem ruhsal olarak bir çöküş yaşamak kaçınılmaz. Daha yeni mezun bir hemşirenin pandemide yararım dokunur diye başlarken söylediği şey şiddete maruz kalmam değil mi oluyor. Sadece hasta yakınları değil, hastanedeki üstlerinden, meslektaşlarından da psikolojik ve fiziksel şiddet uygulandığını dile getiren meslektaşlarımız var. Hemşirelerimiz pandemi sürecinde gerçekten işin en ağır kısmında çalıştılar. Hemşirelik öğrencilerimizin ancak son sınıflarına aşı için ancak yeni izin alabildik. Hemşirelerimiz gereken kıymeti ve değeri görmesi için hepimizin bu farkındalığı oluşturması gerekir.” dedi.