Tarih: 16 Haziran 2021

Gösterim: 183

Tarih Araştırmaları Topluluğumuz "Osmanlı'dan Günümüze Filistin Meselesi ve Kudüs" Söyleşisi Düzenledi

 

Tarih Araştırmaları Topluluğumuzun tarihe ışık tutan online söyleşileri devam ediyor. Topluluğumuz bu haftaki söyleşide "Osmanlı'dan Günümüze Filistin Meselesi ve Kudüs" konusunu ele aldı. Moderatörlüğünü Üniversitemiz İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bekir Gökpınar’ın yaptığı söyleşiye konuşmacı olarak Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cengiz Tomar katıldı.

Tomar geçmişten günümüze gündemdeki önemini koruyan Filistin ve Kudüs konusuna dair derinlemesine bilgiler paylaştı. Tomar, “Benim gördüğüm İslam hâkimiyetinin olduğu dönemde burada diğer milletlerden insanlar da rahatlıkla yaşayabiliyordu. İslam yönetiminde bilindiği gibi gayrimüslim hukuku var. İslam dini hak ve hukuka önem veren bir din. Bu nedenle İslam hâkimiyeti altında daha barışçıl yaşanıldığını söylemek doğru olur. Geçmişte Müslümanların yönettiği dönemlerde Yahudilerin ve diğer dinlerden gelenlerin kutsal topraklarda ibadetlerini yapmaya izin vermeleri söz konusuydu. İslam hâkimiyeti altında küçük sorunlar yaşansa da özgürlük, yaşama hakkı konuları diğer yönetimlerin hakim olduğu dönemlere göre üst düzeydeydi. Müslümanlar bu toprakları savaşsız alınmıştır. Toprakların zarar görmesini istememiştir. Hatta Hz. Ömer Kudüs’ü aldıktan sonra kilisede namaz kıl denilmesi üzerine kabul etmeyip kendine yeni mescit yaptırıyor.” dedi.

Tomar söyleşide Mescid-i Aksa ve bölgenin tarihine ilişkin bilgi de verdi. Tomar, “Mescid-i Aksa 144 dönümlük bir alandır. Sadece sarı kubbeli yeri değil, bu alanı komple mescit kabul ediyoruz. İslam başkentlerine baktığımızda Kudüs yoktur. Bu anlamda siyasi önemi yoktur. Liman şehri değildir. Genelde 10 bin nüfuslu bir bölgedir. Haçlılar burayı işgal ettiğinde 88 yıllık bir hakimiyetleri oluşmuştur. Bu işgal büyük bir katliam ve zulüm haline gelmiştir. Selahattin Eyyubi burayı tekrar fethediyor. Sonrasında işgalcilere ders şeklinde bir şey yapıyor. Çıkmak isteyen halka at, yemek gibi destek sağlayıp şehirden çıkarıyor. Diğerlerin yaptığı eziyeti yapmıyor. Eyyubilerin gelmesi ile birlikte şehir eski neşesine kavuşuyor. Düzenlemeler yapılıyor, tarihi yapısını bozmadan korumaya çalışıyorlar. Memlüklerin eline geçtiğinde Kudüs onlar için çok değerli oluyor ve orada yaşayıp orada gömülmek isteniliyorlar ve bu da yerine getiriliyor. Memlükler Dönemi’nde bölge en huzurlu dönemlerinden birini yaşanmıştır. Tüm Memluk sultanları mescid, medreseler yaptırarak tarihine tarih katmıştır. Sonrasında Osmanlı’nın eline geçiyor. Şehirdeki surlar, su kanalları Sultan Süleyman tarafından yapılıyor. Tüm bunlar Osmanlı Devleti’nin tarihi kayıtlarında yazılırdır. Osmanlı Dönemi’nde Kudüs ve Filistin en huzurlu dönemini yaşıyor. Herkes istediği gibi ibadetlerini yapıyor. Devletin yaptığı bir zulüm, baskı yok. O dönemden kalan Hürrem Haseki Sultan’ın hayratı hala yemek dağıtmaya devam eder mesela. Öte yandan 1800’lü yıllardan itibaren birçok Avrupa ülkesinden Yahudiler kovulmaya çalışılıyor ve Filistin Bölgesi’ne yönlendiriyorlar. 1900’lü yıllara gelindiğinde Yahudiler Müslümanların 3 katına çıkıyor. Abdülhamid Osmanlı’da Yahudilere birçok toprak verse de kendilerine kutsal gördükleri için Kudüs’e yerleşmeye devam ediyor. 1870-1900 yılları arasında büyük göçler oluyor. Osmanlı Devleti’nin siyasi baskı altında olması nedeniyle Yahudi göçü ile beraber bu bölgeye büyük oranda yerleşmeler oluyor. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi dönüşüm başlıyor. Özellikle İngiliz asıllı Yahudi bir memur o bölgedeki birçok Müslüman aileyi evden çıkarmaya başlıyor. Ve bunun gibi daha nice olaylar. 14 Mayıs 1948 yılında bir gecede İsrail kuruluyor ve 15 Mayıs’ta neredeyse tüm Müslümanları sürüyorlar. Ve yerlerine daha çok Yahudi getiriliyor.” ifadelerini kullandı.

“Filistinliler ya da o bölgede yaşayan Araplar o bölgedeki topraklarını sattı. Sonrasında bu toprakların değer kazanmasıyla birlikte pişman oldular mı?” sorusuna Tomar, “Biz şu an olduğumuz konumdan bakıyoruz ama o döneme baktığımızda bu bölgenin bu kadar değerleneceği kimsenin aklına gelmezdi. Ancak şunu atlamamak lazım bölgenin çok çok az miktarı parayla satılmıştır. Geri kalanı işgaldir.” dedi.

“Türkiye’nin güçlü duruşuna karşın Arapların sessizliği nedendir?” sorusuna ise Tomar, “Türkiye genel olarak Filistin’in yanında oldu ama Araplar daha az. Buradaki Arap yönetimlerinde sorun var. Buradaki Arap yönetimlerinin diktatör yönetim anlayışının hakim olması ve birçoğunun Amerika’nın söylemine bakarak hareket etmesi bunda etkilidir. Arap halkı ve Arap hükümeti diye bakmak lazım. Biz demokratik bir ülkeyiz ve şuan ki yönetimin mazlumları destekleyici politikaları vardır.” şeklinde cevaplandırdı.

 


Fotoğraflar